5 Mayıs 2012 Cumartesi

Sessizlik... Sadece Sessizlik...




                                               SESSİZLİK
Sarıyer Spor Kulübünün bulunduğu arka yoldan (adı nedir bu yolun?) yürürken özlediğim sessizlikle bedenime yeniden kavuşmuş gibi oldum, solda Kocataş’a doğru yükselen ağaçlı tepe, sağda bahçeli evler beni şefkatle kuşattı… İlerde halı sahada top oynayan yeni yetmelere bağıran bir antrenörün sesi bu sessizliğin kanıtı.. gürültü değil, uzaktan net duyulan bir ses. Sadece beni mi, buradaki sessizlik herkesi içine almış; ortada hiç kimse yok ama sessizlik sanki gizemli suskun bir ahali imgesini empoze ediyor. O derece yani, herkes kendi köşesine çekilmiş, kendi yalnızlığını yüceltiyor.  Evimde gecenin bir yarısı bulduğum sessizlikten farkı, biraz önce bir hengâmeden kurtulmuş olmamla ilgili, şehir ve gürültüsü birkaç yüz metre ötede; ama duyulabilir ses eşiğinin berisindeki sessizlik her türlü mekânla aramdaki gerçek sınır.
Ve konuşurken fısıltılı sessizlik ikimizin bir ürünü...

                                               BİR HASTA YAKINI
Baltalimanı Hastanesi’nde topuğumdaki ağrı için ortopodi doktorunun muayenehanesi önünde sıramı beklerken, yandaki doktorun odasından bir adam bağırmaya başladı. Sonra kapı açıldı bağıran adam göründü, kısanın da kısası, göbekli, saçları seyrelmiş orta yaşlı bir adam.. “Başbakanı tanımam diyor!” diye bağırırken yumruk yaptığı elini havada sertçe indirip kaldırıyor ve aynı sözü tekrarlayıp duruyor, “Vallahi de Başbakanı bile tanımam dedi!” Belli ki adam içerde doktorla tartışmış, doktora ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun!’ diye çıkışmış. Doktor da ona ‘Seni değil Başbakanı bile tanımam!’ demiş. Ayaküstü aklıma gelen en uygun senaryo bu. Çünkü küçük adamın ne olursa olsun öfkesini Büyük Öteki’nden medet umarak dillendirme yöntemi bu ülkenin vatandaş profiline uygun: Halkı tanımam dedi, Muhammed'i tanımam dedi, devleti tanımam dedi.. böyle uzar gider.. küçük adamım benim...                                            
                                              

                                               BENCİL BELLEK
Hafızalarına gıpta ettiğim iki arkadaşım, bir konuda benim kendilerine anlattığım görüşlerimi (hangi konuydu unuttum), benden duyduklarını unutarak kendi düşünceleriymiş gibi bana aktarmışlardı. İlgili arkadaşlarımın benim sözlerimi unutmamaları ama bu sözleri benden duyduklarını unutmaları bir hafıza arızasına işaret ediyordu. Ama yine de bu cümlede benden kaynaklı bir çelişki var; çelişkiyi ancak şöyle giderebilirim: ben de onlara sözünü ettiğim konuyu, kendi görüşlerimin içeriğini unutmuştum. Hatırladığım kendi şaşkınlığım mıydı?..

                                               KARADENİZLİ
Mesele bir Karadenizlinin şivesiyle konuşması değil; Karadenizlinin sadece kendine tanınmış imtiyazmış gibi şivesiyle konuşması ve anlaşılmayı diğerinin üzerine yıkması.

                                               SEVEN KADIN
Ona korunmasız bir tarafınızı gösterirsiniz, hayal gücünüzde o, bu korunmasız tarafınızın hamisi olur.

                                               TANINMAK
Tanınıyor olmak, yani hareketlerimizin diğeri tarafından kestirilebilir oluşu..aslında davranışlarımızı da muhafazakârlaştırır. İlişki bu ciddiye alınmayla ritüelleşir. Astlar üstlerine böylesi bir tanımayla biat ederler… Galiba öğrencilerle ilişkimde onlar açısından böylesi bir tanıma hâlâ olgunlaşmadı. Onlar açısından ne yapacağı belli olmayan birisi olduğum kesin.

                                               KENDİNİ AŞAĞILAMAK
Kendini aşağılamak sessiz bir ibadettir. Biri diğerini aşağılarken diğerinin buna katılmasını bekler ve genellikle de bu beklenti gerçekleşir.                 

                                               SÜRÜ GÜDÜSÜ
Dalgaların suyu öndeki iri kayalara çarpıp yatışıyor ve biraz beride daha küçük kayaların arasından dolanıyor, hafif bir eğimden aşağı akarak kıyıda oluşmuş küçücük bir havuzda toplanıyor. Havuzda minik balıklar. Su havuza iki taşın arasından gidip geliyor. Minik balıklar havuzun içinde aynı yöne yüzüyorlar. Yüzüyorlar derken birden hareketlenip öne hamle yapıyorlar ve birden duruyorlar. Öndeki balıklarla arkadaki balıkların sıralaması hiç değişmiyor ve hep beraber şaşmaz biçimde ön sıranın yönünü takip ediyorlar. Akıntının hızlandığı dar boğazda bir sendeleme yaşıyorlar ama onları bir arada tutan aynı yönde bulunmaları. Sürü olmanın fiziki şartı ya aynı şeye bakmak ya da aynı yöne bakmak. 

                                               TOPLAYICI
Çocukluğumda da yaz sonuna doğru yerel dilde ‘kargalık’ denilen dal parçaları toplardık deniz kıyısında. Yağmur sonrası taşan derelerin getirdiği dal parçaları, ağaç kökleri, çalı çırpı ne varsa dalgaların eteğinde kıyıya vururdu. Hatta açıkta kalaslar, ağaçlar görürdük, yüzerek gider, sal gibi üstüne biner kıyıya getirirdik. Kadim bir iştir toplayıcılık. Rumelifeneri’ndeki çam ormanından kozalak ve kırılmış dal parçaları topladım, Kısırkaya’da deniz kıyısından odun topluyorum.  Toplayıcılık ruha iyi gelir; hem avare bir gezintiyi iş haline getirir, hem de görmeyi bulma haline…