18 Ocak 2016 Pazartesi

Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok!




Kadın kendi acısının ciddiyetinden emin değil, söze dökmeye değer mi acaba?.. Ama yine de onu doktora getiren bir şey var, üstesinden gelemediği bir şey.

“Acı çeken o kadar çok insan var ki… Onlar gerçek travmalar yaşamışlar, bana gelince dolabıma tonlarca giysi yığmak ve bankada hep ekside bir hesabımın olması, sizi bir hiç için rahatsız ediyormuşum gibi geliyor… Söyleyecek ilginç hiçbir şeyim yok, bunun hiç yararı yok. Gerçek sorunları olanlarla kendimi karşılaştırınca utanıyorum.”

Sözü dolandırıyor gibi. Ama bir taraftan da bu sözler kadının şimdiye kadar doktora başvurmakta gecikmesinin gerekçesi. Konuya giriş yaptığını sanıyor, oysa birazdan sözünü edeceği acıdan ayrı bir acı açıkladığı. Kadın farkında olmasa da birbirinden özerk acılara bölünmüş, birbirinden ayrı periyodlarda  acı çekiyor, ama acısının kıymeti konusunda şüpheleri var, başkasına anlatmaya değer olup olmadığını bilmiyor. Asıl önemlisi bu tereddüdün başlı başına bir acı çekme biçimi olduğunu ve acısını dönüştürdüğünü de bilmiyor.

Devam ediyor: “Ben parasını har vurup harman savuran bir kadınım ve alışveriş ederken kendime hâkim olamıyorum, o kadar! Aynı zamanda, o kadar boş, gelip geçici şeyler için o kadar para harcadığım için kendimi suçlu hissediyorum… Hatta bazen o kadar parayı harcadıktan sonra eve dönünce oturup ağlıyorum, midem bulanıyor…”


Kadının asıl trajedisi gerçek bir trajediye sahip olmaması sanki, bu onun kendine bakışta elindeki tek kozu, normal olmadığını bilmek, normalleşmenin tek yolu. Yine de sözünün sonunda trajik bir etki yaratmak için bir dahiliye doktoruna söylenebilecek sözü söylüyor: ‘midem bulanıyor.’

Kadının bilinci bu kadar kendine açıkken doktora ihtiyacı ne?

Bilinçdışı bir muğlaklık arıyor olmasın, acaba doktorun elinde böyle bir teşhis var mı?

Kadın önce kendisi yaratıyor bu muğlaklığı… Doktora başvurmasının sebebi, kontrolsüzce alışveriş etmesi mi, yoksa alışveriş sonrası yaşadığı suçluluk duygusunun ağır etkileri mi? Çünkü bu ağır etkiler beğenerek aldığı giysilerin sevincini burnundan getiriyor. Suçluluk duygusuyla kontrolsüzce alışveriş arasında bir kopukluk olmalı. Sigarayla kanser arasında da bir öngörü kopukluğu vardır ama bu kopukluk insan üzerinde patolojik bir etki bırakmaz. Çünkü uzak bir ihtimaldir bu, o zamana daha çok vardır. Oysa alışveriş ve suçluluk duygusu arasındaki boşluk çok sürmüyor, belki de hemen başlıyor. O zaman buradaki soru şu: suçluluk duygusu alışveriş esnasında neden öngörülemez durumda, buna yol açan ne? Patolojik olanın suçluluk duygusu değil, bunu unutturan sebep olduğuna yoğunlaşırsak…


Sistem bize kendimizi çirkin hissettirecek bir döngü yaratıyor ve bizi bundan kurtaracak çağrıyı sürekli kulağımıza fısıldıyor. Buna doktora gitmek de dahil…   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder