İnsanlar bagaj bandının çevresine ne aralık üşüştü? Ooo arkası var, geldikçe geliyorlar. Çemberi geniş tutsalar hem herkes sığacak hem de görüş alanları ferahlayacak. Yok, geometrik düşünemiyorlar.
Özellikle kadınlar “taciz ideolojisiyle” bedenlerinin dokunulmazlığını kullanarak direkt bandın sınırına.
Onlar bant mahallinde yer kaptıkça ben geri çekiliyorum.
Aklıma Edward T. Hall’in “proxemics” kavramı geliyor. Beden mesafesinin kültürel boyutu. Sanıyorum bant çeperindeki bu sıkışıklık proxemics versiyonlarından birbirine çok yakın olanların yani aile, sevgili, dost gibilerin mahrem mesafesine (0-45cm) giriyor. Oysa burada konsepte uymayan bir şey var: birbirini tanımayanların yakınlığı. Bedenler dalgın bakışlar pürdikkat.
Giderek görüş alanım sıfırlanıyor. Görürsünüz diyorum içimden intikamımı sizden nasıl alıyorum.
İntikam başlıyor:
Artık yüz görmüyorum; genç, yaşlı, güzel, çirkin de görmüyorum, sadece sırtlar ve bandın karşı tarafında silüetler. Avcı toplayıcı atalarımız. Belgesel çekiyorum. Konu, havaalanı sosyolojisi. Ortam kaotik.
Bagajlar bandın karanlık tünelinden çıktığı an gözbebekler büyüyor. Bavulunu ilk kapanlar dirsek darbeleriyle başarıyor bunu, ‘İşte orada, kimseye yedirmem!’ Yüzlerinde zafer sevinci o kadar belli ki. Şanslı olmanın gururu cabası: Tombala!
Kendi bavuluna benzeyen her bavulda kalbi küt küt atanlar. Bavul yaklaştıkça hafifçe eğil, markasına bak, hayır bu değilmiş. Galiba şu gelen, hay Allah bu da değilmiş, yoksa bavulum kayıp mı oldu? Bavulunu gördüğü an sanki son şansıymış gibi kontrolsüzce atılan, özür dileyen, koskoca bavulu olmadık yerinden galiba tekerleklerinden tutarak indiren şu ergen, onun için güç gösterisi de, ‘Annesinin güzel oğlu…’
Bavulu ortaya çıkana kadar herkes sahip olma erkinden yoksun.
İnsanların bavullarıyla kurdukları yakınlık, bantta gerçekleşen bir ruh hali bu. Bavulları evde dururken ya da peşlerinden sürüklerlerken başka bir eşyayken şimdi tanıdık bir nesne; biraz şeye benziyor, okul dağılışı sırasında çocuklarını bekleyen velilere... ‘İşte bizimki geliyor.’ Benliğin çocukla genişlemesi gibi bavulla genişlemesi. Bavulun içindekiler benliğe mahremiyet katıyor çünkü.
Bavulu hızla ve suçlulukla banda geri bırakan şu kadın, ‘Hadi canım sen benim değil misin? bakışı. Sanki bavulu çalmak üzereyken yakalanmış bir hırsız izlenimini savuşturmaya çalışıyor, etrafına mahcup gülümseme fırlatıyor. Hırsızlığın sabıkalı hırsızlardan değil herkesten gelebilecek potansiyel tehdit olduğu ülkede normal bir tepki.
Şu adam bir kadının kaçırdığı pembe kallavi bavulu uzanıp alıyor, kadın teşekkür ediyor adam bir şey değil diyor, işe yaramak adama fazladan bir ağırbaşlılık veriyor. Söylesene üstat, ağırbaşlılık bir insanın kendisine verdiği bir ödül olabilir mi?
Etraf sakinleşince nihayet kendi bavulumu gördüm, ben de sevindim iyi mi? Hiç yoktan sevinç. Yalnız bavuluma bir an yabancılaştım, nasıl desem gözüme biraz küçük göründü, emin olmak için kulpundaki etikete baktım (sadece emin olmak için değil tabi, bakın kimsenin bavulunu almıyorum demek için de).
