“Gencecik
kadın geldi hep gelir… Abi gelmeye utanıyorum, kocam işsiz, hasta… Askıda ekmek
var mı?”
Orhan Türüdü yazmış bunu. Kendisini aradım, “Askıda ekmek tabiri İtalya’da kahvehane
müşterileri kahve ısmarlarlarken biri de ‘askıda’ olsun derlermiş, oradan
geliyor,” dedi.
Sonra
ben de araştırdım “askıda” motamot çeviri mi, yoksa ne?
Meğer 2.
Dünya Savaşı sonrası yoksul Napoli halkının güne başlarken espresso içmesi
alışkanlık olmuş. Ayakta ve hızlı. Masada eğlenmeden, caka satmadan fincanın
dibindeki yoğun kahveyi iç ve git hali. Faşizmden çıkmış herkesi içine alan
kitlesel bir ritüel, bir onur tamiri. İtalyanlar “askıda”ya “sospeso”
diyorlarmış; ‘un espresso e uno sospeso.’ Sözün bir armonisi de var. Sanıyorum
“askıda”yı isteyenin veren mi alan mı olduğunu belli etmeyen edebine kavuşmuş bir
söyleyiş biçimi.
Askıda
ekmek ile askıda kahveyi kıyaslamaya devam etmek ilginç olurdu ama yukarıda
kadının sözüyle ilgili başka bir derdim var. Utanmak ve ‘utanıyorum’ demek
hakkında.
“Utanıyorum”
utancın itirafı mı yoksa utanmayla baş etmenin bir yöntemi mi?
Belli ki
“utanıyorum” sözcüğünü Orhan’ın karşısında hiç kullanmamış, daha önce de askıda
ekmek istemiş, tekrarın limitinin o gün dolduğunu düşünmüş, tekrarın
sürekliliği için sözle bir düzeltme yapması gerekiyor. Ama peşinden sözünü iki
katmanlı hale getiriyor: “Kocam işsiz, hasta.” Kendi yoksulluğunu sahiplenmeden
(kimliği yapmadan) yoksullukla arasına etik bir mesafe koyuyor. Tam burada
kocasına devrettiği utancın sadık temsilcisi gibi. Yani “utanıyorum” derken
söylediği kişide (bu durumda Orhan’da) mahcubiyet yaratacağından emin.
Kocasının hasta olması kocasının işsizliğini bağışlatan bir gerekçe olduğu için
değil sadece, kendisi hakkında bu mahremiyeti vermesi alacağı ekmeğin bedeli
yerine geçeceği için de. Yani burada örtük bir ödeşme var. Öte yandan bireysel
utancını toplumsal ve ailevi bağla ilişkilendiriyor, öteliyor.
Ferruh Tunç yakınlarda bir sohbetimizde Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanının
popülaritesinden söz etmişti, neden ‘Tutunanlar’ diye bir romanımız yok diye de
sitem ederek. Sanıyorum solcuları romanın içeriğine değil ama ‘Tutunamayan’
başlığına çeken şey bu ülkede çileciliğin bir iletişim biçimi olması.
Orhan Turudu "tutunan" bir kadını aktarmış bize!..
Dev Yol
hareketi vaktiyle kendilerinden ayrılan Dev Sol hareketi için “Askıcılar”
derdi. Doğrusu bu tabirin kökenini unutmuşum. Orhan’ın abisi Cengiz Türüdü’yü
aradım. Cengiz’in beyni arşiv gibidir: Dev Sol liderleri ayrışmanın başlarında
Dev Yol liderleriyle görüşürlerken ‘Sizinle ilişkimizi askıya alıyoruz.’
demişler. Dev Yolcular da onlara aşağılamak için “Askıcı” demeye başlamışlar.
Askı
anlamı aynı: beklemede, ertelenmiş. Bizde nesne anlamı da güçlü, yukarıda
fotoğrafta görüldüğü gibi.
Utanç
bireyselleştiğinde içsel bir parantez olarak kalıyor. Hınç da askıda.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder