5 Ocak 2026 Pazartesi

ASKIDA


 

“Gencecik kadın geldi hep gelir… Abi gelmeye utanıyorum, kocam işsiz, hasta… Askıda ekmek var mı?”

 

Orhan Türüdü yazmış bunu. Kendisini aradım, “Askıda ekmek tabiri İtalya’da kahvehane müşterileri kahve ısmarlarlarken biri de ‘askıda’ olsun derlermiş, oradan geliyor,” dedi.

 

Sonra ben de araştırdım “askıda” motamot çeviri mi, yoksa ne?

 

Meğer 2. Dünya Savaşı sonrası yoksul Napoli halkının güne başlarken espresso içmesi alışkanlık olmuş. Ayakta ve hızlı. Masada eğlenmeden, caka satmadan fincanın dibindeki yoğun kahveyi iç ve git hali. Faşizmden çıkmış herkesi içine alan kitlesel bir ritüel, bir onur tamiri. İtalyanlar “askıda”ya “sospeso” diyorlarmış; ‘un espresso e uno sospeso.’ Sözün bir armonisi de var. Sanıyorum “askıda”yı isteyenin veren mi alan mı olduğunu belli etmeyen edebine kavuşmuş bir söyleyiş biçimi.

 

Askıda ekmek ile askıda kahveyi kıyaslamaya devam etmek ilginç olurdu ama yukarıda kadının sözüyle ilgili başka bir derdim var. Utanmak ve ‘utanıyorum’ demek hakkında.

 

“Utanıyorum” utancın itirafı mı yoksa utanmayla baş etmenin bir yöntemi mi?

 

Belli ki “utanıyorum” sözcüğünü Orhan’ın karşısında hiç kullanmamış, daha önce de askıda ekmek istemiş, tekrarın limitinin o gün dolduğunu düşünmüş, tekrarın sürekliliği için sözle bir düzeltme yapması gerekiyor. Ama peşinden sözünü iki katmanlı hale getiriyor: “Kocam işsiz, hasta.” Kendi yoksulluğunu sahiplenmeden (kimliği yapmadan) yoksullukla arasına etik bir mesafe koyuyor. Tam burada kocasına devrettiği utancın sadık temsilcisi gibi. Yani “utanıyorum” derken söylediği kişide (bu durumda Orhan’da) mahcubiyet yaratacağından emin. Kocasının hasta olması kocasının işsizliğini bağışlatan bir gerekçe olduğu için değil sadece, kendisi hakkında bu mahremiyeti vermesi alacağı ekmeğin bedeli yerine geçeceği için de. Yani burada örtük bir ödeşme var. Öte yandan bireysel utancını toplumsal ve ailevi bağla ilişkilendiriyor, öteliyor.

 

Ferruh Tunç yakınlarda bir sohbetimizde Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanının popülaritesinden söz etmişti, neden ‘Tutunanlar’ diye bir romanımız yok diye de sitem ederek. Sanıyorum solcuları romanın içeriğine değil ama ‘Tutunamayan’ başlığına çeken şey bu ülkede çileciliğin bir iletişim biçimi olması.

 

Orhan Turudu "tutunan" bir kadını aktarmış bize!..

 

Dev Yol hareketi vaktiyle kendilerinden ayrılan Dev Sol hareketi için “Askıcılar” derdi. Doğrusu bu tabirin kökenini unutmuşum. Orhan’ın abisi Cengiz Türüdü’yü aradım. Cengiz’in beyni arşiv gibidir: Dev Sol liderleri ayrışmanın başlarında Dev Yol liderleriyle görüşürlerken ‘Sizinle ilişkimizi askıya alıyoruz.’ demişler. Dev Yolcular da onlara aşağılamak için “Askıcı” demeye başlamışlar.

 

Askı anlamı aynı: beklemede, ertelenmiş. Bizde nesne anlamı da güçlü, yukarıda fotoğrafta görüldüğü gibi.

 

Utanç bireyselleştiğinde içsel bir parantez olarak kalıyor. Hınç da askıda.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder