Babam
ölmüştü Ankara’ya geldim, 92’nin sonları soğuk bir gece babamdan kalan evde tek
başınayım.
Peter Handke’nin Über Die Dörfer’ini (Köyler Üzerine) okuyorum sözlük yardımıyla. Kitabı üye olduğum Goethe Enstitüsü kütüphanesinden ödünç almıştım. Anlatı, tiyatro karışımı şaşırtıcı bir eser. Ağır aksak okuyorum, arada bazı çevirmesi kolay cümleleri defterime not alarak. Sahne gözümün önünde elektrikli radyatörün üzerinde çay, parmağımda tüten Bafra Sigarası, kitaptan şöyle bir cümle çevirmişim en son:
“Sükunetle yenil.”
Sarstı beni.
Teyzeoğlunun Almanya’dan getirdiği teypte Dire Straits’in bir kasedi hazırda bekliyor, bastım tuşuna. Müziğin 3,21. dakikasından itibaren başka bir mecraya girdim, sanki ‘Sükunetle yenil’in labirentine. Kalp krizi geçiriyorum sandım, kendimi odadan salona attım, bağırmayacak kadar kendimdeyim, ortalığı velveleye verme sakince öl dedim, çekyata uzandım, bedenim ayaklarımdan başlayarak el uçlarıma doğru bir rota izleyerek kaskatı oldu, müziğin sona yaklaşan sesini duyuyordum. Ama müzik bitince birden gevşedim, bütün mecalimi alan tuhaf bir gevşemeydi.
Telefonla arkadaşımı aradım, kalp krizi geçiriyorum herhalde, kapıyı açık bırakıyorum, gelebilir misin? O zamanlar sabit telefonumun fatura yüzünden kapanmaması hayata karşı tek direnç noktam. Çünkü habire sevdiğim kadından telefon bekliyorum. Hatırlama bekleme anlamına geliyor asıl. ‘Sükunetle Yenil’in bağlamı biraz da bu.
Arkadaşımla Hacettepe Üniversitesi Hastanesi aciline gittik. Sinema eleştirmeni Vecdi Sayar da ordaydı. Tanışmıyoruz, o da kalp şikayetiyle gelmiş. Önce onun EKG’si çekildi, çıkınca sordum bir şeyi yokmuş. Sonra ben girdim EKG’ye benim de yokmuş. Henüz panik atak kavramının yürürlüğe girmediği zamanlar. Aynı krizi iki kez daha yaşadım. Sonuncusu 12 saatten fazla sürdü. Yeniden yeniden yaşamaktan korkuyordum.
Şöyle bir şey oldu:
Ben babamın kalp krizinden öldüğünü sanıyordum. Babamın ölümü haberi bana geç ulaşmıştı, cenazesine zor yetişmiştim. Çok sonra kardeşimden babamın beyin kanamasından öldüğünü öğrendim. Demek babama karşı suçluluk duygum bende yapıntı bir kalp krizi simülasyonu üretmişti. Bunu kavradıktan sonra bir daha “panik atak” olmadım.
Şimdi Mark Knopfler’ın bu parçasını yeniden dinliyorum. Her şey yolunda…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder