Cüneyt
Özdemir’in Dünya Kupası’ndan çoktan elenmiş Türkiye’nin ABD’ye attığı son
dakika galibiyet golüne sevinme hali...
Bizzat X’te Cüneyt Özdemir’in sayfasına gittim. Aynı videoyu beş kez paylaşmış, “Zırdeliyiz biz :))” başlığıyla ikinci paylaşımının tıklanma sayısı 7 milyona yakın.
Bir temsiliyet var bu “sevinç”te ve asla tek boyutlu değil.
Bir kere bu bildiğimiz sevinç değil. Bilirsiniz sevinç en kolay taklit edilen duygulardan biri. Dolayısıyla buradaki duygu temsilini, taklit etmenin öz bilinciyle paslaşan duygu olarak düşünün. Bu duyguya bir ad buldum ama onu sonraya sakladım.
Bu sevinç, sahici sevincin olması gereken koşullarından yoksun: ABD takımı bir üst tura çıkmayı garantilemiş, Türkiye’ye karşı yedek futbolcularını oynatmış (saydım 8-9 as oyuncusu yoktu) Türkiye altı gün önce Paraguay’a yenilerek çoktan elenmiş. Öyle ya mevtanın haftası dolmadan yastan sevince bu hızlı geçişin müsebbeb ül esbabı ne?
Kameranın doğal çekimi stadyumda gol anıyken biz Cüneyt’in sevincini izliyoruz. Yani kadraj Cüneyt’in sevincine hazırlanmış. Nasıl bir “sevinç” bu? (Siz bunu nasıl bir taklit ya da nasıl bir performans diye de okuyabilirsiniz.) Yine de kendimle çelişme pahasına söyleyeyim bir sevinç bu. Çünkü sevinç; hasetten, hınçtan, eziklikten vb de gelebilir. Ama burada ille sahici bir sevinçten söz edeceksek, kamera kurgusunda beklenen anın gelmesiyle ilgili bir sevinç bu: ‘İşte oldu! Çek… çek… beni çek…’ sevinci.
Bu sevinç CÖ’nün bedenine ne yapıyor biraz da onu gözlemleyelim. Videodan anladığım kadarıyla CÖ maçı locadan izliyor. CÖ yumrukları sıkılı “Gol!.. Gol!..” diye bağırırken daha videonun ikinci saniyesinde dönüp solda sessizce duran iki adama bakıyor. O adamlar Amerikalı olabilir, başka ülkeden tarafsız gazeteciler de, CÖ’nün onlara nasıl diyeyim bir ‘Geçirdik mi!’ bakışı fırlatması var ki… ve hemen ardından yukarı kaldırıp yanlara açtığı kollarıyla beden hacmini genişletmesi; hiç CÖ’den beklemeyeceğim bir davranış. İlahi CÖ. Şöyle anlatayım: CÖ tipi bedenler hiç risk almamıştır, hiç gerçek kavga etmemiştir, bırak kavgayı kavga edenleri ayırmaya bile yeltenmemiştir, dalgaların arasında veya durgun sularda hiç taş sektirmemiştir, ağaca tırmanmamıştır… uslu protokol bedenlerdir bunlar. İşte CÖ’nün bedeni kendi protokol hapishanesinden firar eden beden. Ne kadar da eğreti. O yumruk sıkmalar savurmalar, o bağırmalar, tuttuğu gladyötörü alkışlayan varlığından çıkmış prenses gibi CÖ.
Stadyumda kamerayı kendisine çeviren CÖ, videosuyla ne yaptığını biliyor, hadi beni izleyin çağrısı bu (kahve molası verip dışarıda birkaç işimi hallettikten sonra baktım ki bu saat itibariyle tıklama sayısı 7 milyonu geçmiş). Bu izlemelerin çoğu linçleme elbette ama gerçek anlamı göstermek olan sahte milli coşku hissini de katarsak tek hakikati var: ‘Yaşasın izleniyorum!’ Taklit-sevincin göstermediği, üzerini örttüğü sevinç. Kontrol bende duygusu baskın gibi görünüyor değil mi? Hayır. Kontrol kimsede değil. Sosyal medya algoritması duyguların içeriğine bakmaz, “negatif sermeye” linçlenmeyi bile yakıta dönüştürür.
Aradığım adı Tiffany Watt Smith’in Duygular Sözlüğü’nde buldum: “HWYL” Galce bir sözcük. Düz anlamıyla tekne yelkeni demekmiş. Ani bir rüzgârla teknede uçarmış gibi hissetme hali. Zaten “Hwyl” ‘Hu-iil’ diye okunan yansıtmalı bir sözcük. İnsanın tıpkı yelkenliye aniden vuran rüzgarı kendi gücüymüş gibi soğurması. Golün kaleye girdiği anın aslında “Goooolll!..” diye bağıran CÖ’nün tam o an kendisini kamera tarafından kayda aldırma başarısı olması... Hu-iil CÖ.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder