17 Temmuz 2026 Cuma

Dolandırmak




 

Vaktiyle “Aldatmada 'doğru'yla ilişki korkuya dayalıyken, kandırmada utanca dayalıdır...” diye aldatma ile kandırma arasında bir ayrım yapmaya çalışmıştım. Nadasa bıraktığım bir girişti sadece. Peki dolandırıcı hangi kategoriye girer?

 

Dolandırıcılık hak ettiği tanım için ekonomide olduğundan çok -yani nesnesi para olandan çok- belki de nesnesi sözcükler olan şairler üzerinde daha görünür haldedir. Düzeltiyorum daha derinlemesine çözümlenebilir halde demem gerekirdi. İntihal yapan şairleri kastetmiyorum, bu hep var. Kastettiğim diğerini etkilemeye bağımlı “şair”ler. Ne de çoklar. Memlekette dolandırıcıların çokluğuyla bu tür “şair”lerin çokluğu arasında koşutluk kurulabilir.

Etkileme “duygu” yaratır. Duygu derken Türkçede olduğu gibi tek sözcüklü veya eş anlamlı (=his) sınırlılıkta düşünmeyelim. Neyse burayı atlıyorum.

Dolandırmada hile ve yalanla çıkar elde etmek akla gelir. Dolandırıcılığın bir kişilik sorunu olduğu Saul Bellow’un Günü Yaşa romanını okuyunca dank etti. Bir çıkar söz konusu ama dolandırıcının çıkarla ilişkisi ne? Bu gizemli soru benim için Bellow’un romanında Dr Tamkin’i tanıyınca açıklığa kavuştu. Onun bıraktığı yerden kendi sorumu sordum. Bellow ne demiş önce ona kulak verelim:

“(Dr Tamkin konuşuyor) Para kazanmak saldırganlıktır. Her şey burada bitiyor. Tek bir işlevsel açıklama var. İnsanlar piyasaya öldürme amacıyla geliyorlar. ‘Turnayı gözünden vuracağım’, diyorlar. Bu tesadüf değil. Birini öldürmeye gerçek cesareti olmadığı için buna bir simge buluyor. Para. Onları hayallerinde öldürüyor(…) Ben psikolojik bir şairim.”

Dr Tamkin parayı cinayetin ikamesi olarak düşünüyor. Bu işin sonu. Asıl bağımlılık yapan şey ortalarda bir yerde olmalı. Hem tatmin eden hem de o tatmini yok eden kısa süreli varoluş. Özerk bir bölge.

Gözümün önüne Haluk Levent’in ilk tanışmalarında avukat Ece Güner’e çiçek götürdüğü sahne geliyor. Ontolojik temas anı. Haluk Levent birine güven vermenin hazzını tam o anda yaşıyor. Güven onun hilesi;  kısa sürmesine rağmen güvenilir biri olmak, kendini saf, güçlü, sevilmeye değer biri olarak görmek... kendinden bir eser yaratıyor. Bir rol evet ama kılığına girdiği kişiyle özdeşleşmeyi beceriyor. Bunu ancak kendisi de gerçek bir kişi olmadığı için yapabiliyor. Dolayısıyla takas anında  kendinde yarattığı bu “erdem”li kişiyi terk etmesi çok kolay. Bir tür kendini cennetten kovma hali. Ama o cenneti yaşıyor da. İşte bu ara istasyon dolandırıcı bağımlılığının çekirdeğini oluşturur.

 Dolandırılanların dolandırıcılığı ayrı bir konu.


(1) Saul Bellow, Günü Yaşa, s. 79-80, İletişim Yay. 2006, İst.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder