'kapitalizm,
emperyalizm ve liberalizm'
olarak
çerçevelenirse
gelecekteki
her felsefî araştırma
Batı'yı
'insanlık için bizâtihi bir sorun'
olarak
kabul edip incelemeli
ve her
tür araştırmasına
bu 'en
temel ilke'den hareketle başlamalıdır.”
Yukarıdaki
sözün sahibi Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu. Şu an İstanbul Medeniyet
Üniversitesinde felsefe bölümünde öğretim üyesi.
On beş yıl kadar önce bir hafta sonu açık öğretim lise sınavında gözetmen olarak görevliydim. Benimle birlikte bir imam hatip lisesi müdürü de. Şansımıza engelli öğrenci sınıfına düştük. Sadece biz ve görme engelli bir öğrenci var. Müdürle dönüşümlü olarak soruları okuyoruz çocuk cevaplıyor. Soruların arasına kendi yorumlarımızı yapıp gülüyoruz, çocuğun doğru şıkkı işaretlemesinde küçük ipuçları da içeriyor bu yaptığımız. İşimiz erken bitti, Müdür gel sana yemek ısmarlayayım dedi. İstinye’deyiz. Tanıdığı bir lokantaya götürdü beni. Laf aralarında benim solcu olduğumu öğrendi. Konu, Allah var mı yok mu? Hem yemek yiyoruz hem konuşuyoruz. Yemeğin hatırına esnek olacak değilim dedim, Allah yok. Ben anlattım, o anlattı. Sohbetimize İstinye sahilinin kaldırımında öte baş beri baş devam ettik. Vedalaşırken ya hocam kafamı karıştırdın dedi. Bence dedim daha çok iman edeceksin, bunun için bana muhtaçsın. Elimi güçlüce sıktı (bunu hatırlamam tuhaf) sana birini önereceğim dedi, Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, internette makaleleri var bir okuyun. İsmini bir daha tekrarladı.
Dün aklıma geldi, baktım Facebook’ta hesabı var İhsan Fazlıoğlu’nun. Yukarıdaki sözü de dört beş gün önce paylaşmış.
Daha “Batı kavramının mefhûmu” diye başladığı sözüyle çam devirmiş. Kavramla mefhûm eş anlamlı çünkü. Ama bu hatayı ona yaptırtan cahillik değil, Osmanlıcanın ideolojik marka haline gelmesi. Bu yapay üslup dürtüyle kaleminden düşüyor. Buna ne denir? Hadi ben de Osmanlıca söyleyeyim: galat ı fahiş hata (unutmadan galat ve hata aynı anlamda)…
İnsanlık için bizatihi sorun olan Batı’yı 'kapitalizm, emperyalizm ve liberalizm' olarak çerçeveleyecekmişiz, bu en temel ilkeymiş. Bu sözde öyle bir performatif çelişki var ki, tam bir çıkmaz. Sanki sadece gerçeğin kendisi değil 'kapitalizm, emperyalizm ve liberalizm' kavramları da Batı’dan gelmemiş gibi. Onca eğitim alıp, onca kitap okuyup onca kariyer yapıp yine cahillikte karar kılmakla ilgili bir tercih bu; güdüsel aidiyet eğilimi… aynı ifade içerisinde epistemolojik körlük, aporia, oksidentalizm (oryantalizmin tersi) adına ne derseniz. Benzetme yapmadan duramıyorum: Birinden alıp duvarına astığı levhayı öfkeyle çıkarırken yine aynı kişiden daha önce aldığı tornavidayı kullanmak, Yahudi mallarını boykot ediyoruz diye çağrı yaparken bunu yine bir Yahudi’nin sahibi olduğu Facebook’ta yayınlamak, Plastik ambalajlı “Doğaya Dönüş ve doğallık” kitabı satın almak… gibi gibi gibi…
Dikkat edin bir öfke, nefret var bu düsturda. Batı düşmanı bu adamların “Batı” derken kafalarındaki imge tamamen yerli. Öfke duydukları Parisli, Berlinli, Londralı biri değil. Yan komşuları, sempozyumda tartıştıkları meslektaşlarından biri, bir yazar. Gerçek Batılı değil yani. Gerçek Batılıyla karşılaştıklarında süklüm püklüm olurlar (aksine gubarsalar bile bunu fark etmelerini istedikleri kişiler yerlilerdir), onlarla tanışmada, yan yana görünmede öncelik almaya bakarlar. Ama aynı “Batı” ortak bir hayali düşman olarak sağ ve solun iç savaşını da önlüyor. Bunun daha gelişmişi “İsrail” kavramı.
Dostoyevski’nin, Attila İlhan’ın, Kemal Tahir’in “Batı” başlıklı kitapları var elimin altında, bu yamuk psikolojiyi derli toplu anlatmak istiyorum ileride. Bakalım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder