4 Eylül 2026 Cuma

Seri Katil Ekonomisi


 

Bu yazının bir bölümünü üç gün önce Facebook’ta yazdım.

Facebook’ta herkese açık formatında yazmıyorum, gönderilerim “arkadaşlar”la sınırlı. “Arkadaşlar”ımın da ancak onda birinin okuduğunu sanıyorum, hızlıca göz atıp geçmeyi gerçek okumaktan ayırırsam herhalde geriye on kişi falan kalıyor. Bunlardan da anlayanları elersek (benim anlatmayı beceremediklerimi de anlayanlar) geriye kalır üç dört kişi. Herkes kendini bu üç dört kişi arasında saymakta özgür. Oysa ben sadece bir kişiye yazıyorum: Kendime. Almanca bunu ifade eden bir bileşik sözcük var: “Doppelganger”. Türkçeye “ikiz” diye çevriliyor ama tam öyle değil, Almancada ikiz anlamına gelen ayrıca bir sözcük var. Ne demek istediğimi Naomi Klein’ın Doppelganger’ını okursanız anlarsınız. Keyfiniz bilir.

Neyse…

Bugünün konusu Tarkan’ın Marmaris D-Maris’te verdiği konser.

D-Maris Marmaris Datça yarımadasında çam ormanıyla denizin kesiştiği noktada lüks bir otel. Tarkan’ın konseri bu otelin helikopter pistinde gerçekleşmiş. Tarih 29 Ağustos 2026. Konser 400 kişiyle sınırlı. Asıl öne çıkan haber konser biletinin ücretleri: ayakta 1750 Euro, loca 45 bin Euro. Yedişer kişiden toplam 12 loca. Çenemi yormayayım, sonuç ful dolu.

Sınıfsal mınıfsal ilk aklımıza geleni eleyip sorulara geçelim. Absürdü anlayalım. Bir şeyi anlarken sorunu (absürt olanı) nedenselleştirerek rasyonalize etme riski vardır; hayır bir şeyi anlamak “absürt”ü muhafaza ederek anlamaktır, yani anlama çabasına buna uygun ruh hali şaşkınlıkla eşlik etmek. Sınıfsalın absürt olduğunu anlamayan sınıfları da anlayamaz. Şimdi ilk soruyu soralım:

 

1.    Koç Holding’in 100. Yıl kutlamaları nedeniyle 5 Haziran 2026’da Ankara Millet Bahçesi’nde halka açık “bedava” konser Tarkan’ıyla D-Maris’teki fahiş fiyat konser Tarkan’ı aynı kişi olduğu halde bu uçurum neden? “Bedava” Tarkan fahiş fiyat Tarkan’ına nasıl bir değer aktarıyor? Marx’ın terimleriyle soralım her iki Tarkan’ın kullanım değerleri arasındaki fark ne? Ve ikinci soru:

2.    Bu konsere katılan insanların sosyolojisi ne? Bu insanlar herkes tarafından görünmek istemiyorlar. Bir “sırdaş” topluluğu bu. Muhtemelen dışarıya fotoğraf sızmasına karşı katı kurallar var. Fahiş ücretin karşılığı biraz da bu. İçerdekiler bilecek ama dışarıdakiler bilmeyecek. Biraz araştırdım, İnstagram’a falan baktım konser katılımcılarının tek bir fotoğrafı bile yok, sadece sahnede Tarkan, konserin dışarı yansıyan tek görsel kanıtı. Elbette bu insanlar bir müzik satın almıyorlar, bir “erişim” satın alıyorlar. Neden birbirlerine erişimin fiyatı bu kadar yüksek? Ve üçüncü soru:

3.  Tarkan bir müzisyen değil burada, sosyal bir çöpçatan. Tarkan’ın kanıta dayanmayan, söylentiyle çoğalan ve ilginç biçimde tolere edilen bir cinsel kimliği var. Bu cinsel kimlik muğlaklığa dayanıyor, Tarkan da kasten bunu besliyor.  Özellikle konsere gelen erkeklerin heteroseksüel bakışını göz önüne alırsak partnerlerinin sahnedekine olası cinsel hayranlığını yumuşatan bir şey. Tarkan’ın bedeni kendine gelen ışığı geri dağıtan bir ayna gibi. Tam da anlatmak istediğime uygun “Kuzu kuzu” şarkısı tuhaf bir metafora dönüşüyor. Ve dördüncü soru:

4.   Ne var “Kuzu kuzu” şarkısında? Youtube’a baktım, D-Marin konserinden en çok bu şarkının videosu alıntılanmış. Ana şarkı ya da merkez şarkı diyebiliriz buna. Şarkı  2001 yılında piyasaya çıkıyor, bestesi ve sözü Tarkan’a ait. 2001 yılında yeniyetme/genç olanlar bugün 40-50 yaşlarında. Konser biletlerini binlerce Euro ödeyerek erkeklerin ısmarladığını düşünürsek kendi parasını harcayan (partneriyle beraber) kemale ermiş zengin erkekler. Şimdi bu erkekleri Kuzu Kuzu şarkısının zamanına geri götürelim. Şarkının sözleri cinsiyetsiz, ama Tarkan söylediği için yeni kuşak erkeğin iradesinin kırıldığı yalvarış moduna geçtiği bir teslimiyet başlangıcı olarak okuyabiliriz şarkıyı. ‘Kuzu kuzu geleceksin’ diye kalıplaşmış bir söz öbeği var zaten. Ne tam hakaret, ne tam kehanet olan, diğerinin teslimiyetini önceden dileyen sitem; aslında diğerinin direncini küçümseyerek. Ama bunu tayin de ederek: Geleceksin! Tarkan’ın Kuzu Kuzu’su bu güçlü serzenişe uysal bir cevap gibi. Şarkı aynı zamanda dans figürleri içerdiği için “kuzu” masumiyetin ve teslimiyetin metaforu olmaktan çıkıyor dinleyenlerin ortak ritmine de dönüşüyor. Yani şarkı kendi sözüne çok da sadık değil. Ben kuzu kuzu geldim, sen de kuzu kuzu kabul edeceksin demeye getiriyor… Tarkan eski şarkılarıyla yaşayan biri. Pek az müzisyen hâlâ eski şarkılarıyla ayakta duruyor.  Şarkının tekrar söylenmesi nostaljik bir geriye dönüşten çok, Tarkan’la yaşlanan kuşağın eski gençlik günlerini yeniden yaşaması anlamına geliyor. Tarkan’ın ilk yıllarında söylediği Şımarık, Şıkıdım, Dudu gibi şarkıların bedensel bir hafızası var. Tarkan iyi bir sahne şarkıcısı, şarkılarının sözünden ya da bestesinden çok bedensel repertuarı önemli. Konser gibi ortamlarda bu bedensel repertuar (bedensel hafıza) insanların teklifsiz biçimde birbiriyle yakınlaşmasını da sağlıyor. Ve beşinci soru:

5.   Bu tür özel konserler insanları nasıl yakınlaştırıyor? Tarkan’ın bedeni sahnede nasıl çöpçatan kıvamına geliyor? Genelden başlayayım,  öncelikle kitlesel açık hava konserlerinin insanları nasıl yakınlaştırdığından. Bu konuda yapılmış araştırmalar var. Avustralya’da 2005-2008 arası müzik festivallerine katılan 5000’den fazla gencin davranışları izlenmiş. Araştırmada yeni ve casual (gündelik seks) ilişkilerin oranı kayda değer. Daha çarpıcı olanı 862 festival katılımcısıyla yapılan başka bir Avustralya araştırması. Katılımcıların %52’si dating app (arkadaşlık uygulaması) kullanıyor. Festival sırasında bu uygulamanın kullanım yoğunluğu daha fazla. Kıyaslamayla devam edeceğim. Vereceğim örnekler bir başkası olma imkânının değişik versiyonları. Mesela yeni partnerleriyle tiyatro ve sinemaya giden izleyiciler birinde sahneye birinde perdeye bakarlar. Bedensel temas sınırlıdır. Ama burada diğer insanlara bakmayla ilgili aidiyet sınırı daha önemli. Bakışı aidiyetin bir test basamağı olarak düşünürsek eğer bulunduğunuz ortamda insanlara rahat bakabiliyorsanız o mekânla aidiyet bağınız güçlüdür. Aynı filmi ya da aynı oyunu eş zamanlı izlemek ise tersine bu bakış rejimi yüzünden kimseye aidiyet duygusu bağışlamaz, ancak önünüzdekinin ensesine bakabilirsiniz. Sizin partnerinizle yakınlaşma arzunuz baştan tecrit olmuştur. İşte açık hava konseri bu kısıtlı bakış rejimini değiştirir. Amaç sadece izlemek değildir, bedensel katılımla birlikte eğlenmektir. Konserde herkes sadece sahneye “bakan” değil hareket eden bir topluluğa dönüşür. El kaldırmalar, şarkıya eşlik etmeler, dans, bakışın sahneyle diğer insanlara gidip gelmesi, diğer bedenlerin erotik ayartıcılığını herkesin kendi partnerinde yeniden üretmesi, bedenlerin birbirine kaçamak dokunuşu, göz koymalar, mimlemeler… izleyici sahne ilişkisi izleyici ile izleyici yakınlaşmasını içine alır. İzleyicinin kendisi de izlenebilir hale gelir. Hatta belirli anlarda sahne ikinci plana düşer.  Partner olanlar dışında insanlar birbirleriyle tanışmasalar da erotik aşinalıkla herkesin birbiriyle benzerlik kurduğu durum. Herkes kalabalığın bir parçası, sınırlar daha geçirgen. “Bir başkası olma imkânı” bir başkası üzerinden yine kendi olma imkânıdır aslında. Şimdi baştaki sorumuzu tekrarlayalım: “Tarkan’ın bedeni sahnede nasıl çöpçatan kıvamına geliyor?” Tarkan’ın cinsel kimliği “muğlak” dedim. Buradaki “muğlak” belirsiz değil, belirsizliği sürdürme niyeti. Tarkan’ın sahnede dans ederken yaptığı figürler bu muğlaklığın yaydığı cinsel çağrışımlarla dolu; hem erkeksi hem dişil, hem oyunbaz, hem baştan çıkarıcı. Cinselliğin bu kategorik belirsizliğinden ortaya çıkan bu sahne performansı her tür cinsel eğilime bir pay bırakıyor. Ve altıncı soru:

6.   Tarkan’ın cinsel muğlaklığı neden bu kadar pahalı? Bu yazıyı yazarken yine Youtube’ta Gel Konuşalım adlı programda Mehmet Üstündağ adlı magazincinin haberini dinledim. Bizzat kendisi konserden önce oteli gizli müşteri gibi aramış. Konsere katılmak için en az iki gece konaklama şartı varmış. Oda+kahvaltı+konser paket fiyatını 500 bin TL diye söylemişler. Herkesin partneriyle katıldığını düşünürsek kişi başı 4500 Euro. Bazı zenginler için çerez parası. Ama bunu birtakım zenginlerin içlerinde uhde kalmış Tarkan tutkusunun tatmini için bir sonradan görmenin müsrifliği olarak yaftalarsak yanılırız. Belki yine sonradan görmelik ama başka türlü. Dört tür seçicilik var burada. Tarkan seçimi, ekonomik seçicilik, mekân (mahremiyet) seçimi. Dördüncüyü sona bıraktım, konsere katılan insanların karşılaşmasıyla gelen seçim. Tarkan bedeni üzerinden farklı erotik tahayyüllerin aynı mekânda buluşması. Önceden tanışma yok, nedensellik tam tersine işliyor, benzeşme ve aşinalık paranın sağladığı bu filtreleme sayesinde gerçekleşiyor.

 

Yalnız şunu ekleyeyim: Yazının başlığına "Seri katil Ekonomisi" deyişim seri katillerin öldürme eylemlerinin aynı zamanda cinsel eylem oluşundan. Seri katillerle empati kuramazsınız, bu yüzden seri katil gözüyle yazılan bütün öyküler, romanlar başarısızdır. Ama seri katilleri anlayabilirsiniz.

 

Bu arada otelin sahibi Ferit Şahenk’miş.