Bu
yazının bir bölümünü üç gün önce Facebook’ta yazdım.
Facebook’ta herkese açık formatında yazmıyorum, gönderilerim “arkadaşlar”la sınırlı. “Arkadaşlar”ımın da ancak onda birinin okuduğunu sanıyorum, hızlıca göz atıp geçmeyi gerçek okumaktan ayırırsam herhalde geriye on kişi falan kalıyor. Bunlardan da anlayanları elersek (benim anlatmayı beceremediklerimi de anlayanlar) geriye kalır üç dört kişi. Herkes kendini bu üç dört kişi arasında saymakta özgür. Oysa ben sadece bir kişiye yazıyorum: Kendime. Almanca bunu ifade eden bir bileşik sözcük var: “Doppelganger”. Türkçeye “ikiz” diye çevriliyor ama tam öyle değil, Almancada ikiz anlamına gelen ayrıca bir sözcük var. Ne demek istediğimi Naomi Klein’ın Doppelganger’ını okursanız anlarsınız. Keyfiniz bilir.
Neyse…
Bugünün konusu Tarkan’ın Marmaris D-Maris’te verdiği konser.
D-Maris Marmaris Datça yarımadasında çam ormanıyla denizin kesiştiği noktada lüks bir otel. Tarkan’ın konseri bu otelin helikopter pistinde gerçekleşmiş. Tarih 29 Ağustos 2026. Konser 400 kişiyle sınırlı. Asıl öne çıkan haber konser biletinin ücretleri: ayakta 1750 Euro, loca 45 bin Euro. Yedişer kişiden toplam 12 loca. Çenemi yormayayım, sonuç ful dolu.
Sınıfsal mınıfsal ilk aklımıza geleni eleyip sorulara geçelim. Absürdü anlayalım. Bir şeyi anlarken sorunu (absürt olanı) nedenselleştirerek rasyonalize etme riski vardır; hayır bir şeyi anlamak “absürt”ü muhafaza ederek anlamaktır, yani anlama çabasına buna uygun ruh hali şaşkınlıkla eşlik etmek. Sınıfsalın absürt olduğunu anlamayan sınıfları da anlayamaz. Şimdi ilk soruyu soralım:
1. Koç Holding’in 100. Yıl kutlamaları nedeniyle 5
Haziran 2026’da Ankara Millet Bahçesi’nde halka açık “bedava” konser Tarkan’ıyla
D-Maris’teki fahiş fiyat konser Tarkan’ı aynı kişi olduğu halde bu uçurum
neden? “Bedava” Tarkan fahiş fiyat Tarkan’ına nasıl bir değer aktarıyor? Marx’ın
terimleriyle soralım her iki Tarkan’ın kullanım değerleri arasındaki fark ne?
Ve ikinci soru:
2. Bu konsere katılan insanların sosyolojisi ne? Bu
insanlar herkes tarafından görünmek istemiyorlar. Bir “sırdaş” topluluğu bu.
Muhtemelen dışarıya fotoğraf sızmasına karşı katı kurallar var. Fahiş ücretin
karşılığı biraz da bu. İçerdekiler bilecek ama dışarıdakiler bilmeyecek. Biraz
araştırdım, İnstagram’a falan baktım konser katılımcılarının tek bir fotoğrafı
bile yok, sadece sahnede Tarkan, konserin dışarı yansıyan tek görsel kanıtı.
Elbette bu insanlar bir müzik satın almıyorlar, bir “erişim” satın alıyorlar.
Neden birbirlerine erişimin fiyatı bu kadar yüksek? Ve üçüncü soru:
3. Tarkan bir müzisyen değil burada, sosyal bir çöpçatan.
Tarkan’ın kanıta dayanmayan, söylentiyle çoğalan ve ilginç biçimde tolere
edilen bir cinsel kimliği var. Bu cinsel kimlik muğlaklığa dayanıyor, Tarkan da
kasten bunu besliyor. Özellikle konsere
gelen erkeklerin heteroseksüel bakışını göz önüne alırsak partnerlerinin
sahnedekine olası cinsel hayranlığını yumuşatan bir şey. Tarkan’ın bedeni
kendine gelen ışığı geri dağıtan bir ayna gibi. Tam da anlatmak istediğime
uygun “Kuzu kuzu” şarkısı tuhaf bir metafora dönüşüyor. Ve dördüncü soru:
4. Ne var “Kuzu kuzu” şarkısında? Youtube’a baktım,
D-Marin konserinden en çok bu şarkının videosu alıntılanmış. Ana şarkı ya da
merkez şarkı diyebiliriz buna. Şarkı
2001 yılında piyasaya çıkıyor, bestesi ve sözü Tarkan’a ait. 2001
yılında yeniyetme/genç olanlar bugün 40-50 yaşlarında. Konser biletlerini
binlerce Euro ödeyerek erkeklerin ısmarladığını düşünürsek kendi parasını
harcayan (partneriyle beraber) kemale ermiş zengin erkekler. Şimdi bu erkekleri
Kuzu Kuzu şarkısının zamanına geri götürelim. Şarkının sözleri cinsiyetsiz, ama
Tarkan söylediği için yeni kuşak erkeğin iradesinin kırıldığı yalvarış moduna
geçtiği bir teslimiyet başlangıcı olarak okuyabiliriz şarkıyı. ‘Kuzu kuzu
geleceksin’ diye kalıplaşmış bir söz öbeği var zaten. Ne tam hakaret, ne tam
kehanet olan, diğerinin teslimiyetini önceden dileyen sitem; aslında diğerinin
direncini küçümseyerek. Ama bunu tayin de ederek: Geleceksin! Tarkan’ın Kuzu
Kuzu’su bu güçlü serzenişe uysal bir cevap gibi. Şarkı aynı zamanda dans
figürleri içerdiği için “kuzu” masumiyetin ve teslimiyetin metaforu olmaktan
çıkıyor dinleyenlerin ortak ritmine de dönüşüyor. Yani şarkı kendi sözüne çok
da sadık değil. Ben kuzu kuzu geldim, sen de kuzu kuzu kabul edeceksin demeye
getiriyor… Tarkan eski şarkılarıyla yaşayan biri. Pek az müzisyen hâlâ eski
şarkılarıyla ayakta duruyor. Şarkının
tekrar söylenmesi nostaljik bir geriye dönüşten çok, Tarkan’la yaşlanan kuşağın
eski gençlik günlerini yeniden yaşaması anlamına geliyor. Tarkan’ın ilk
yıllarında söylediği Şımarık, Şıkıdım, Dudu gibi şarkıların bedensel bir
hafızası var. Tarkan iyi bir sahne şarkıcısı, şarkılarının sözünden ya da
bestesinden çok bedensel repertuarı önemli. Konser gibi ortamlarda bu bedensel
repertuar (bedensel hafıza) insanların teklifsiz biçimde birbiriyle
yakınlaşmasını da sağlıyor. Ve beşinci soru:
5. Bu tür özel konserler insanları nasıl yakınlaştırıyor?
Tarkan’ın bedeni sahnede nasıl çöpçatan kıvamına geliyor? Genelden
başlayayım, öncelikle kitlesel açık hava
konserlerinin insanları nasıl yakınlaştırdığından. Bu konuda yapılmış
araştırmalar var. Avustralya’da 2005-2008 arası müzik festivallerine katılan
5000’den fazla gencin davranışları izlenmiş. Araştırmada yeni ve casual
(gündelik seks) ilişkilerin oranı kayda değer. Daha çarpıcı olanı 862 festival
katılımcısıyla yapılan başka bir Avustralya araştırması. Katılımcıların %52’si
dating app (arkadaşlık uygulaması) kullanıyor. Festival sırasında bu
uygulamanın kullanım yoğunluğu daha fazla. Kıyaslamayla devam edeceğim.
Vereceğim örnekler bir başkası olma imkânının değişik versiyonları. Mesela yeni
partnerleriyle tiyatro ve sinemaya giden izleyiciler birinde sahneye birinde
perdeye bakarlar. Bedensel temas sınırlıdır. Ama burada diğer insanlara
bakmayla ilgili aidiyet sınırı daha önemli. Bakışı aidiyetin bir test basamağı
olarak düşünürsek eğer bulunduğunuz ortamda insanlara rahat bakabiliyorsanız o mekânla
aidiyet bağınız güçlüdür. Aynı filmi ya da aynı oyunu eş zamanlı izlemek ise tersine
bu bakış rejimi yüzünden kimseye aidiyet duygusu bağışlamaz, ancak
önünüzdekinin ensesine bakabilirsiniz. Sizin partnerinizle yakınlaşma arzunuz
baştan tecrit olmuştur. İşte açık hava konseri bu kısıtlı bakış rejimini
değiştirir. Amaç sadece izlemek değildir, bedensel katılımla birlikte
eğlenmektir. Konserde herkes sadece sahneye “bakan” değil hareket eden bir
topluluğa dönüşür. El kaldırmalar, şarkıya eşlik etmeler, dans, bakışın
sahneyle diğer insanlara gidip gelmesi, diğer bedenlerin erotik ayartıcılığını
herkesin kendi partnerinde yeniden üretmesi, bedenlerin birbirine kaçamak
dokunuşu, göz koymalar, mimlemeler… izleyici sahne ilişkisi izleyici ile
izleyici yakınlaşmasını içine alır. İzleyicinin kendisi de izlenebilir hale
gelir. Hatta belirli anlarda sahne ikinci plana düşer. Partner olanlar dışında insanlar birbirleriyle
tanışmasalar da erotik aşinalıkla herkesin birbiriyle benzerlik kurduğu durum. Herkes
kalabalığın bir parçası, sınırlar daha geçirgen. “Bir başkası olma imkânı” bir
başkası üzerinden yine kendi olma imkânıdır aslında. Şimdi baştaki sorumuzu
tekrarlayalım: “Tarkan’ın bedeni sahnede nasıl çöpçatan kıvamına geliyor?” Tarkan’ın
cinsel kimliği “muğlak” dedim. Buradaki “muğlak” belirsiz değil, belirsizliği
sürdürme niyeti. Tarkan’ın sahnede dans ederken yaptığı figürler bu muğlaklığın
yaydığı cinsel çağrışımlarla dolu; hem erkeksi hem dişil, hem oyunbaz, hem baştan
çıkarıcı. Cinselliğin bu kategorik belirsizliğinden ortaya çıkan bu sahne
performansı her tür cinsel eğilime bir pay bırakıyor. Ve altıncı soru:
6. Tarkan’ın cinsel muğlaklığı neden bu kadar pahalı? Bu
yazıyı yazarken yine Youtube’ta Gel Konuşalım adlı programda Mehmet Üstündağ
adlı magazincinin haberini dinledim. Bizzat kendisi konserden önce oteli gizli
müşteri gibi aramış. Konsere katılmak için en az iki gece konaklama şartı
varmış. Oda+kahvaltı+konser paket fiyatını 500 bin TL diye söylemişler. Herkesin
partneriyle katıldığını düşünürsek kişi başı 4500 Euro. Bazı zenginler için
çerez parası. Ama bunu birtakım zenginlerin içlerinde uhde kalmış Tarkan tutkusunun
tatmini için bir sonradan görmenin müsrifliği olarak yaftalarsak yanılırız. Belki yine
sonradan görmelik ama başka türlü. Dört tür seçicilik var burada. Tarkan seçimi,
ekonomik seçicilik, mekân (mahremiyet) seçimi. Dördüncüyü sona bıraktım,
konsere katılan insanların karşılaşmasıyla gelen seçim. Tarkan bedeni üzerinden
farklı erotik tahayyüllerin aynı mekânda buluşması. Önceden tanışma yok, nedensellik
tam tersine işliyor, benzeşme ve aşinalık paranın sağladığı bu filtreleme
sayesinde gerçekleşiyor.
Yalnız şunu ekleyeyim: Yazının
başlığına "Seri katil Ekonomisi" deyişim seri katillerin öldürme
eylemlerinin aynı zamanda cinsel eylem oluşundan. Seri katillerle empati
kuramazsınız, bu yüzden seri katil gözüyle yazılan bütün öyküler, romanlar başarısızdır.
Ama seri katilleri anlayabilirsiniz.
Bu arada otelin sahibi Ferit Şahenk’miş.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder